“Gerçeklerle Yüzleşmek: İş Hayatına Uygulamak” 5-6 Temmuz, 2007 Cenevre
Sn. Ali Koç tarafından yapılan konuşma Konu: "Küresel İlkeler Sözleşmesi ve ilkeleri aracılığıyla uygulama ve değer yaratma"
Değerli konuklar,
“Küresel savaş çağında iyimserlik imkansız değil, üstelik gerekli”, bu anlamlı cümle, bu yılki İstanbul Bienali’nin ana temasıdır. Ve inanıyorum ki, bu başlıkta “küresel savaş” kelimesini “küreselleşme” ile değiştirmek, bu temayı Konferansımız için de son derece uygun bir hale getirecektir.
Bize bugün küresel iş yaşamında iyimserliğin her zamankinden çok daha önce olduğuna inanıyorum. Aşağıdaki olgular göz önüne alındığında, iyimserliğin neden gerekli olduğu ile ilgili iddiama kolayca karşı çıkılabilir:
Profesyoneller, şirketler ve uluslarınrefah düzeyi çok daha arttı. Küresel ekonomi 1950’den bu yana 7 kattan fazla büyüme gösterdi. Üstelik çok daha sağlıklıyız; tıptaki ilerlemeler sayesinde, birçok hastalığa çare bulundu ve insanlar daha uzun yaşıyor. İletişim ve ulaşım alanlarındaki teknolojik gelişmeler sayesinde, her yere ve her türlü bilgiye ulaşılabiliyor. Bilgi alışverişi sınır tanımıyor, yenilikleri teşvik ediyor ve insanların yaşamlarını birbirine bağlıyor. Her saniyede 2 milyar ve her gün 171 milyar e-posta gönderiliyor. 3 milyar kişide cep telefonu var. Genel olarak, son derece parlak ve şikâyet edecek çok şey olmayabilir; ne var ki tüm bu iyileşmelere rağmen, şu olgular da söz konusu:
3,5 milyar kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor (günde 2 Dolardan az gelir ile). Zenginler ve yoksullar arasındaki uçurum hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde her düzeyde artıyor. Dünyada birçok bölgesel çatışma sürüyor. Birçok hastalık hala kontrol edilemiyor. Çevre daha önce görülmedik bir hızla tahrip ediliyor. Hala petrole bir alternatif yok, yakında su kaynakları için savaşların olması çok da uzak değil. Yolsuzluk hala dünyanın bazı yerlerinde rekabetin ana kuralı durumunda. Bunlar rahatsız edici gerçekler ve daha da kötüsü bunların çoğu için iş dünyası suçlanıyor. Doğru ya da yanlış, giderek daha fazla sayıda şirket yalnızca kendi işleriyle ilgilenmekle suçlanıyor.
Oysa bugün, burada iş dünyası kurumsal sosyal sorumluluk için tarihinin en büyük toplantısında bir araya geldi.
Bu bir rastlantı mı?
Yakın zamandaki bu (biraz evvel saydığım) gelişmeler iş yaklaşımımızı benimserken, daha iyi kurumsal yurttaşlar olmaya açık bir öncelik vermemiz gerektiğini ve sorumluluğumuzu daha iyi anlamamızı sağlamıştır.
Bugün bu liderler grubu içinde dinlediğimiz tartışmaların gösterdiği gibi, iş dünyası kapsayıcı ve sürdürülebilir pazarlar oluşturmayı amaçlayan yeni bir küreselleşme evresine yönelmektedir ve bu da özünde bir anlayış değişikliğini işaret etmektedir.
Sosyal bilimlerin diğer alanlarında olduğu gibi, bu alanda da bir modeli yok. En iyi iş yaklaşımının hangisi olduğuna dair net cevaplar ya da kesin kanıtlar bulmak çok mümkün değil. Bu, onu çevreleyen koşullar ve varsayımlar içinde tümüyle göreli olarak oluşturulabiliyor.
Ancak, en iyi iş modelleri için bazı örnekler var ve bu örnekler bile on yıl, hatta teknolojinin gelişimi sonucu bir yıl içinde iyi örnek özelliğini yitirebilir.
İş hayatında sorumlu hareket etmek de buna benzer. Başlangıç olarak, kurumsal sosyal sorumluluğun tanımı yasayla hükme bağlanabilecek bir kavram olmanın ötesindedir. Bu alanda yaklaşımlar, temel standartlar ve binlerce inisiyatif var; ama “her duruma uygun tek örnek” bir yaklaşım, her şeyi düzeltecek reçeteler elbette yok. “Her duruma uygun tek örnek” yaklaşım mümkün olmadığı gibi, arzu edilir bir şey de değil.
Bu nedenle, bugün burada birbirimizi dinlemek, esinlenmek ve yarının bizi nereye götürebileceğini anlamak için ya da bu yeni anlayış değişikliğinde yarını nereye taşıyacağımızı düşünmek için toplandık…
Bugün sunulan çeşitli raporlara göre, çok daha fazla sayıda katılımcı Küresel İlkeler Sözleşmesi ilkelerinin ve genelde iyi kurumsal yurttaşlığın iş faaliyetlerine nasıl değer kattığını somut olarak görmektedir. İşletmeler, KSR (Kurumsal Sosyal Sorumluluk), veya daha özelde Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin değer kattığını fark etmektedir. Özellikle, “Küresel İlkeler Sözleşmesi ilkeleri ve genel anlamda kurumsal sosyal sorumluluk değer yaratmaktadır” yaklaşımı zihinlerimize kazınmaktadır. Goldman Sachs raporunda şöyle ileri sürülmüştür: “Değer yaratılmazsa bu sadece ilginç bir akademik deneyim olarak kalır.”
Öncelikle bunun ispatı nedir?
Değer yaratma hakkında birçok iddiayı dinledim, ama bunu destekleyecek kanıtları henüz görmedim.
Goldman Sachs raporunda şöyle deniyor: ‘en yüksek getirisi olan bu şirketler ESG araştırmasında en yüksek puanlara sahip’.
Eminim herkes şuna benzer bir şeyler duymak ister: “Küresel İlkeler Sözleşmesi veya KSS faaliyetlerine en çok yatırım yapan şirketler en yüksek getirileri elde ettiler.”
Ama KSS sonucunda bir şirketin karlarının ve hisse fiyatının arttığı bir örneği görmüyorum.
Dolayısıyla iyi yurttaşlık davranışları, sadece şirketin karlılığı veya cirosunu arttırmak ile ilişkili ya da odaklı olmamalıdır. Ticari değer yaratma KSS’nin ana hedefi değil bir türevi olmalıdır.
Ayrıca, nicel olarak ölçülebilir mali getiriler elde etmeden önce, uzun yıllar boyu önemli kaynaklar yatırmanız ve emek vermeniz gerektiğini de unutmayınız.
Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin daha sorumlu, daha karlı iş anlayışını kabul etmekle birlikte, iyi yurttaşlık davranışlarının ardındaki tek amacın ticari değer yaratma olduğundan ciddi olarak kuşkuluyum. Şöyle düşünelim: Herkes böyle yaparsa, bu ne farklılık yaratır ne de ek ticari değer.
Peki, o zaman ne yapacağız?
sorumlu işletmecilik anlayışına, inancımızı ekleyerek yola devam edeceğiz. Ek ticari değer yaratma KSS’nin ana hedefi değil bir türevi olmalıdır.
Şirketler, bunun gereğini yaptıktan sonra, oyunun kurallarını yeniden tanımlamaya yardımcı olabilirler. İleri düzeydeki oyuncular için, bu mükemmel bir ileri hamle ve hatta bazı durumlarda ciddi bir rekabet avantajı sağlar.
Maalesef, bazı durumlarda farkındalığın artması ön saftakiler için daha fazla eleştiri ve beklentilere neden olmaktadır. Ancak, düzgün bir oyun alanı için zorlayarak tüm tarafları daha iyiye yönlendirme fırsatı da vardır.
Genel iş altyapısı ve ortamı açısından, pazarların olgunluk düzeyleri farklı farklıdır. Gelişmiş pazarlarda, başarı öykülerini ve en iyi uygulama kıstaslarını belirlemek daha çok kolaydır. Kurumsal sosyal sorumluluk, bu pazarlarda “olmazsa olmaz” bir algı olarak sunulurken gelişmekte olan pazarlarda “olsa da iyi olmasa da” yaklaşımı ile sunulmaktadır.
Oysa gelişmekte olan pazarlarda durum biraz farklıdır. İş yaparken daha yüksek standartlara bağlı kalmak için öz disiplin uygulamak (özellikle) zor zamanları düşündüğünüzde, çok daha zordur.
asgari hukuki gereklere uyulmamakta, kurallar uygulanmamakta, cezalar uygulanmamaktadır; kamuoyu baskısı neredeyse hiç yoktur ve Sosyal sorumluluk taşıyanlar tam olarak pozitif bir ayırıma tabi değildir. Bu nedenle, daha az olgun, daha az elverişli olan pazarlarda iyi kurumsal yurttaşlığı uygulayanlar gerçek öncüler olarak görülebilir.
Bu öncüler getirilerin nicel olarak ölçülebilir olmadığı, çok az olduğu veya zorunlu olanın ötesindekini yapmanın görülebilir bir üstünlük sağlamaması ve yeterince takdir edilmemesine rağmen kısa ve uzun vadeli ve büyük miktarda kaynak yatırmaktadırlar.
Bence bu Küresel İlkeler Sözleşmesi için büyük bir zorluktur, şöyle ki Küresel İlkeler Sözleşmesi adı üzerinde odaklanırken her zamanki gibi iş yapmayı sürdüren hatta bazen “o kadar da sorumlu olmayan” eylemleri Küresel İlkeler Sözleşmesi arkasına saklayarak temiz gösterenler de olabilir.
Bu nedenle, hesap verilebilirliği sağlamak daha önemlidir. Ama izleme veya denetleme olmadığında, hesap verilebilirliği sağlamak zordur.
Eğer “işte ölçmezseniz yönetemezsiniz” varsayımı geçerliyse;
Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin uzun vadeli bütünlüğünü sağlamak için bu süreci bir noktada kolaylaştırmamız gerekir.
Rapor vermeyen katılımcıların bu insiyatif ile ilişkisini kesmek iyi bir başlangıç noktası olabilir, ama prensiplere uyum derecesini tümüyle ele alamamaktadır. Burada ikilem Küresel İlkeler Sözleşmesi sosyal sorumluluk polisi olarak davranmak istememektedir ve bu da tamamen anlaşılabilir bir şeydir. Ne var ki Küresel İlkeler Sözleşmesi gerçek uygulayıcıları ve gerçekten inananları tespit ve ayırt edecek, ve inanarak çalışanları takdir edecek bir mekanizma geliştirmelidir.
Bu yüzden, uygunluk konusu üzerinde daha çok ve katılımcı sayısının arttırılması üzerinde daha az yoğunlaşmalıyız.
Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin başarısı için bir diğer kilit faktör de devletlerin rolüdür. Devletler bu sürece daha çok katılmalı ve daha etkileşimli olmalıdır. Devletin, sağlam bir hukuksal çerçeve ve yargı çerçevesi ile etkin yönetim mekanizmalarını sağlayarak katılımı ve liderliği olmadan işletmelerin yapabileceği sınırlıdır. Bu yolsuzluk ve kayıt dışı ekonomi konularında özellikle geçerlidir.
Şirketler ise, sivil toplum ve kamu kesimi ile ilgili uluslararası kuruluşlar arasında kapasite geliştirmek için ülkeler ve işlevler arası ittifaklar gerçekleştirmek aşamasında büyük önem kazanıyor. Bu gerek Türkiye gerek bölgedeki diğer ülkeler için geçerlidir.
Biz ulusal destekleyicilerin çok önemli olduğunun farkındayız ve kendi açımızdan, iş dünyası-toplum KSS gündemini oluşturmak için bir anlayış ve topluluk geliştirme çabasında aktif biçimde yer alıyoruz.
Daha özelde, Koç Grubu olarak şunları gerçekleştirmenin yollarını arıyoruz:
iş örgütlerinin şemsiyesi altında ya da konferanslar ve çalıştaylarla farkındalık yaratmak ekonomik büyüme ve reformun hızı ve kalitesi arasında yakın bir bağlantı olduğundan, devlet kurumları ile açık diyalog Üniversiteleri, müfredatta CSR ve Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne yer verme konusunda teşvik etme. Bugün bu tartışmaları izlemek ve Türkiye’de 80 yılı aşkın bir süredir kurumsal sosyal sorumluluk alanında öncülük etmiş ve çıtayı yükseltmiş olan Koç Grubu adına görüşlerimi sunmak benim için büyük zevk ve onur oldu.
Yine de biz bu aşamayı hala büyük bir başlangıç olarak görüyoruz…Neville Istelle’in Açılış Oturumu’nda söylediği gibi: “İyi bir başlangıç oldu ama her yerde çabaları arttırmamız gerekiyor.” Bunu uzun ve değerli bir yolculuk olarak görmeli ve hep ileriye bakmalıyız.
İyi kurumsal yurttaşlık ilkelerini şirketinizin temel faaliyetlerine dahil ettiğinizde ve bunu içselleştirdiğinizde, bu kültürü değer zincirinize de yayma gereği ile karşı karşıya kalırsınız.
Küresel İlkeler Sözleşmesi Yıllık Değerlendirmesi birçok durumda tedarik zinciri yönetimine gönderme yapmaktadır, ama aynı zamanda ürün dağıtım zinciri olan şirketler için, tedarik zinciri kavramı yelpazenin tümünü kapsamıyor. Bu nedenle, tedarik zincirine yapılan gönderme değer zincirini kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
Öğretim Üyelerinden Sayın Semra Aşçıgil bugün burada yanımızda, kendisi bize hukuk alanından bir örnek verdi.
“Yaşama hakkı verme” anlayışının bu iki yorumunu karşılaştırın: bu kavramı negatif bir hak olarak tanımlayabilir ve “öldürmeye izin vermeme” şeklinde bir fikir olarak algılayabilirsiniz ya da Bunu pozitif bir hak olarak yorumlayabilir ve “anlamlı bir hayat sağlama” şeklinde bir yorum yapabilirsiniz.
Kesinlikle,farkı yaratan hayata ilişkin anlayışınız ve genel bakışınızdır. Buna inanıyorum.
Benzer biçimde, Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne katılan her lider, bunun daha iyi bir gelecek ve daha iyi bir dünyaya yol açan yeni bir anlayış değişikliği yaratma yolu olduğunu akılda tutarak, işletmesinin sorumluluk kavramının sınırlarını nasıl belirleyeceğine ilişkin yorum yapmakta serbesttir.
Sonuç olarak, işletmeler ve sosyal sektörler için büyüklük çerçevesini tanımlayan Jim Collins’ten bir alıntı yapmak istiyorum:
“Büyüklük koşullar ile doğru orantılı değildir. Büyüklük, daha çok bilinçli bir seçim ve disiplin sorunudur.”
Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne imza atmak da işte budur: Daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir küresel ekonomi oluşturma yönünde bilinçli bir seçim yapmak ve bu seçime disiplinle bağlı kalmak.
Teşekkür ederim...